Kadınların katılım gösterdiği güreş, futbol, voleybol, jimnastik, halter, triatlon ve daha birçok branş. Her biri, sporun sözde modernleşmesiyle zirve yapmış branşlar. Kadınların ‘performans’ sporu yapmaya teşvik etmek için her türlü destek ve ‘fonlama’ yapılıyor. Uygulamalar (kılık-kıyafet, karma yarışlar vb.) durduk yerde değil, ‘ideolojik’ uğruna. Bugün yaşananların temeli, modernleşme süreciyle başlıyor. Çağdaşlaşma adına bu süreçle neyin hedeflendiği, spor adı altında tohumların ne amaçlarla atıldığı ve hangi döneme denk geldiği ‘kaynaklara’ yansıyor. Hiçbir şeyin rastlantı olmadığı gibi, adına spor dedikleri ‘profesyonelce’ işletilen ‘rezaletten’ bahsediyoruz. Ramazan-ı Şerif’e girdiğimiz şu günlerde, çoğunluğu Müslüman olan ülkemiz topraklarında İslam’ın emirlerine uzak bir şekilde yaşanmasına sporun ‘modernleştirilmesi’ elbette tesadüf olmadığı gibi, yaşatılan rezalet ve çirkinliğe ‘dur’ demek için gündemdeki yerini koruması gerekmektedir.
Ülkemizde modernleşmenin ne zaman başladığı ve yaygınlaşması için kimlerin özel çaba sarf ettiğini yazılı kaynaklardan öğrenmek zor değil. Spor Yayınevi ve Kitabevi’nden Mutlu Türkmen imzasıyla yayınlanan BEDEN TERBİYESİ-Erken Dönem Türk Spor Politikaların Sosyo-Politik Temelleri- kitabı, çok sayıda makale/kaynaktan yararlanılarak süreci o kadar net özetliyor ki. Sayın Türkmen’in kitabın önsözünde belirttiği gibi; “Günümüzdeki spor politikalarını ve bu politikalara yönelik eleştirileri daha sağlıklı değerlendirebilmek açısından ilk dönem politikalarını doğru anlamak ve yorumlamak son derece önemlidir.” Allah (cc) bizleri, gaflet uykusundan uyanıp, gerçekleri görmeyi nasip etsin inşallah… Amin. İşte o kitaptan bazı bölümler;
‘GENÇ CUMHURİYETİN İDEAL KADINLARI’
“Osmanlı İmparatorluğu’nda Tanzimat’tan itibaren hız kazanan Batılılaşma hareketleri çerçevesinde geleneksel sporların uygulama alanları daraltılırken, başını azınlıkla-rın çektiği modern sporlar ön plana çıkmaya başlamıştır. İkinci Meşrutiyet’in getirdiği teşkilatlanma özgürlüğüne paralel olarak da kulüpleşme azınlıkların yanı sıra Türk nüfus arasında da hız kazanmıştır. (Özmaden, H., 1999, s.2) “Modern kadın imgesi ile spor arasında kurulan ilişki, mo-dern değerlerin kadın bedeninde maddilik kazanmasıyla kurgulanır… Yeni ve modern Türk kadını, kilolarından kurtulmuş, sağlıklı, gürbüz, hareketli bir ka-dındır. Sokağa çıkar, sinemaya gider, spor yapar, vücut bakımını ihmal etmez. Ancak, bunun yanında evinin, ai-lesinin bakımından da sorumludur. Evi ve aileyi ihmal ederek, bireysel hazların peşinde koşan kadın dönemin yaygın yakıştırmasıyla, “tango” diye çağrılacak, tahkir edilecek, eleştirilecektir. Cumhuriyetin ideal kadını artık Satı Kadın, Kara Fatma gibi, örtülerin altından dünyayı görmeye çalışan, bedenini gizleyen, benliğini ikinci pla-na atan kadın olamaz. Onlar Kurtuluş Savaşı’nın kadın kahramanlarıdır. Genç Cumhuriyetin ideal kadını ise başı açık, modern giyim-kuşam tarzına sahip, çevik, sağlıklı ve kamusal alanda görünür olan kadındır. İki kadın tipinin tek benzer yönü iyi ahlaklı ve gerektiğinde fedakârlık ya-pabilecek, arka planda kalmayı kabullenecek olmalarıdır.” (Cantek ve Yarar, s.202)
FİZİKİ KÜLTÜR POLİTİKALARI
“Selim Sırrı’nın yurtdışında tanıklık ettiği kutlamalara duyduğu hayranlık, ülkemizdeki kutlamalara da önder-lik etmesini sağlamıştır… Serim Sırrı izlediği gösterilerle ilgili şunları kaydediyor; “Ne zamanki gençler, sporun fikri terbiyelerinin tekâmü-lüne hadim bir vasıta olduğunu anlayacaklar ve ondan maada bir menfaat bekleyecekler, ne zamanki isimleri-nin resimlerinin gazetelere geçmesine ehemmiyet ver-meyecekler,ne zaman ki stadyumları şehirlerin beledi-yeleri yapacak ve halkın bu eğlenceli ve faydalı vücut idmanlarını badehu seyretmesini temin edecek, işte o vakit spor gayesini bulacaktır.(Tarcan, S. S. (1925, s. 307.)
“Bu dönemde Türk Spor Dergisi, okullar arası spor ya-rışmaları ve güzel vücutlu sporcular arasında “Vücut Gü-zelliği” yarışmaları tertip ederek, gençleri spora özendir-miştir. Böylelikle bedenin dolaylı olarak sunumunu esas alan fizikî kültür politikaları, güzellik yarışmaları vasıtasıyla doğrudan yapılabilir hale gelmektedir.” (Türk Spor, 1930, s. 8-9)





