Doç. Dr. Mehmet Ilkım. Malatya İnönü Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Engellilerde Beden Eğitimi ve Spor Bölüm Başkanı, Uluslararası Güreş Hakemi. Mehmet Ilkım Hocamız, engellilerle ilgili uzun süredir gerçekleştirdiği Akademik çalışmaları, sosyal medya üzerinden (instagram;ahmetgulumseyen) yaptığımız yayınımızda paylaştı. Yayınımızı yazılı hale dönüştürerek, daha çok kesime ulaştırma, toplumsal yarar sağlamasını amaçladık. Hayırlara vesile olsun inşallah…
ENGELLİLERLE BİRLİKTE 20 YIL
“Engellilerde spor aktiviteleri nasıl yapılmalıdır, bireye nasıl katkı sağlanır alanında yaklaşık 20 yıldır çalışmalar yakmaktayız. Makale ve sempozyumlarımız hep buna binaen yapılmakta. Elimiz ve dilimiz döndükçe, başta kendi çevremiz olmak üzere, birçok bireye yardımcı olmaya çalışıyoruz. Malatya dışında, uzaktaki bireylere yaptıklarımızı paylaşıyor, onlara destek olmaya çalışıyoruz. Şu anda Türkiye’de öncülük yapan Malatya İnönü Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi’nin Engellilerde Beden Eğitimi ve Spor Bölümü var. Mezun bazında Türkiye’de öncülüğünü yapmaktayız. Bizden mezun olan öğrenciler, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde Beden Eğitimi Öğretmeni olarak görev yapmaktadırlar. Bu alanın uzmanı olarak çalışmaktadırlar…”
‘SOSYALLEŞMENİN İLACI SPOR’
“On dokuz yaşında Down Sendromlu İbrahim isimli bir çocuğum var. Kendimiz de sporcu olduğumuz için, sporun çocuğumuza yansıyacak etkilerini araştırmaya çalıştık. Doktora çalışmamızı ‘Engelli bireylere spor nasıl yaptırılır’ üzerine yaptım. Down Sendromlu çocuklara sporun etkisi olur mu üzerine çalışmalar yaptık. Bunun faydalarını görünce dernek aracılıyla yapmaya çalıştık. Engelli bireyler hep sosyalleşmeye ihtiyaç duyan bireylerdir. Spor sosyalleşmenin bir ilacı dediğimiz bir aktivite olarak görülmekte. Sportif aktivitelerle birlikte bu kardeşlerimizin daha sosyal olduklarını gözlemledik. Bu sonuçları da kamuoyuyla paylaşmaya çalıştık. Burada, şu anlamda zorlandık. Kendi çocuğumdan bahsederken, kendi çocuğumun reklamını yapıyor gibi paylaşımlar yapmadım. Bizi takip eden onlarca, yüzlerce engelli bireyi olan aileler var. Bu bireylere mesajlar vermeye çalıştık. Bu anlamda, engelli bireylere yönelik sportif aktivitelerde çalışmaya başladık…”
ENGELLİLİK NEDİR?
“Engellilik kelime anlamıyla, yetersizlik anlamına geliyor. Yetersizlik, sağlıklı bir bireyin fiziksel aktiviteleri yapamama durumudur. Bunlar nelerdir? Oturduğunuz odadan diğer odaya gidemiyorsanız, temel ihtiyaçlarınızı karşılayamıyorsanız, konuşma, görme ve işitme yetiniz yoksa bu engelli olarak kabul edilmektedir. Ben bu açıklamaları yaptıktan sonra öğrencilerime hemen şunu söylüyorum; ‘Bu açıklamalardan yola çıkarak, 75-80 yaşındaki yaşlı bir insan merdivenleri çıkmıyorsa, bulunduğu odadan diğer odaya gidemiyorsa engelli midir?’ Tabii öğrencilerimiz engelliler konusuna hakîm oldukları için ‘engellidir’ diyorlar. Engelli kişi dendiği vakit, sadece doğuştan engelli olan, zihinsel yetersizliği olan kişiler akla gelmesin. Doğuştan, doğum esnasında ve sonradan da engelli olunabiliyor. Engelliliğin görme, zihinsel, bedensel ve zihinsel gibi çeşitleri var. Kelime anlamıyla engelliliği anlattık ama engellilik öncelikle kabullenmekle başlar. Bazı şeyleri kabul edeceğiz, benimseyeceğiz…
ENGELİLLİĞİ BİR HİKÂYE İLE ANLAMAK!
“Engellikle ilgili benimsediğim bir hikâye var, onu da paylaşmak istiyorum. Bir aile düşünün İtalya’ya seyahat planı yapmakta.. İtalya’yı bütün güzel taraflarını araştırıp, not alıyor. Şurada kalacağız, şurada yemek yiyeceğiz. İklimi şöyledir, ona göre kıyafetler alınıyor. Aile ona göre bilet alıyor, sekiz dokuz ay boyunca İtalya’ya gitmenin planlarını yapıyor. Uçağa biniyorlar ve seyahat başlıyor. Pilot inişe geçiyoruz anonsu yapıyor ve uçak piste iniyor. Hostes diyor ki, Hollanda’ya hoş geldiniz. Aile sekiz dokuz ay boyunca İtalya’nın planlarını yapmıştı. Hostes bir anda Hollanda’ya hoş geldiniz deyince, aile bu durumu ‘Herhalde hostesin dili sürçtü’ şeklinde yorumluyor. Aile tüm planları İtalya üzerine yapmışken, hostes ‘Hollanda’ya hoş geldiniz’ de nereden çıktı! Evet, uçak Hollanda’ya iniyor. Burada asıl anlatacağım şeye çok dikkat etmek gerekiyor. Bu ailenin önünde iki yol var. Ya sürekli ‘Biz İtalya’ya gidecektik’ hayıflanacaklar, bu durumun sıkıntısını yaşayacak, ya da erken toparlanıp ‘Biz İtalya’ya plan yapmıştık ama şu anda Hollanda’ya geldik’ deyip süreci kabullenecek. Hollanda’nın da güzel taraflarını keşfetmek ve kabullenmek gerekiyor. Belki İtalya kadar güzel olmayabilir, belki İtalya kadar araştırmamışlardır. Ama Hollanda’nın iyi taraflarını da keşfedebiliriz deyip, yeni bir arayışa girebilirler. Buradan şunu anlatacağız. Aile dokuz ay boyunca sağlıklı bir çocuğun planlamasını yapıyor. Bebek kıyafetleri alınıyor, benim çocuğum doktor olacak, avukat olacak planlar yapılıyor. Güzel kıyafetler, güzel patikler ve çoraplar alınıyor, odası döşeniyor. Şu tarihlerde yürüyecek, şu tarihlerde konuşacak, hesapları yapılıyor. Tabii çocuk dokuz ay sonra doğuyor, engelli. Aile bunun planlamasını yapmamıştık, sağlıklı bir çocuk bekliyorduk, bu nereden çıktı şimdi! İtalya-Hollanda hikâyesinde gibi, iki yol var. Aile, ya ömür boyu ‘biz sağlıklı bir çocuk bekliyorduk, engellilik de nereden çıktı’ şeklinde kendi kendine kabullenememe durumuna geçecektir, ya da erken toparlanıp ‘Engellilik kimsenin tercihi değil. Kimse cinsiyet gibi, göz rengi gibi, siyah beyaz gibi kimsenin tercihi değil. Evet, bizim de böyle bir çocuğumuz var’ diyecek. Ve ‘Biz bu çocukla ne yapabiliriz?’ diyerek toparlanıp, erken yaşta çocuğun o durumunu kabullenmesiyle birlikte, ailelerin çocuklarına erken yaşta fayda sağlamış olacak. Kabullenmeyi biz ne kadar erken başlarsak, o kadar çocuğun faydasına olacaktır. Ben yüzlerce aileyle tanıştım. Çocuk 17-18 yaşına gelmiş halen kapalı kapılar arkasında çocuklarını saklamaya çalışan, ‘Aslında çocuğumun hiçbir şeyi yok ama durgun, çocuğum büyüyünce toparlanacak’ deyip, sosyal ortamlara çıkarmayan ailelerimiz var. Bu tabii gün geçtikçe sıkıntı. Sosyalleşemeyen, toplumla iç içe olamayan çocuk aileye sıkıntı oluşturabilir. Bu konuda ailelere tavsiyemiz erken yaşta olayı kabullenmeleri, erken yaşta bu bireylerin eğitimiyle ilgili arayışlara girmeleri…
ENGELLİLİĞİ TETİKLEYEN UNSURLAR
“Şimdi baktığımızda, dünya genelinde ortalama % 12 engellilik oranı var. Türkiye’de de ortalama % 12’lere denk geliyor. Ülke nüfusunu 80 milyon olarak düşündüğümüz zaman 9,5 milyon kişiden bahsediyoruz. Dokuz milyon kişi doğrudan etkileniyor. Engelli birey, sadece kendi başına engelli değil. En küçük çekirdek aileyle çarptığımız zaman, en az 30 milyon insanı doğrudan etkilenmiş oluyor. Hal böyle olunca, 30 milyon insanı göz ardı edemeyiz. Bazı engel durumlarında tıbbi bir vurguya rastlanmıyor. Mesela otizmle ilgili herhangi bir vurgu bulunamadı. Down sendromlu bireyler, neden down sendromu olmuştur konusunda tıbbın herhangi bir vurgusu yok, istatistiki bilgileri var. Onun dışında şundan kaynaklanıyor denilen engellilik durumları var. Fiziksel engellilik durumlarını tıp önceden çözebiliyor. Şundan dolayı engelli olmuştur, diyebiliyor…”
KİMLERE, NE GİBİ GÖREVLER DÜŞÜYOR?
“Toplum kuruluşları, mülkü amirlerin de bilinçli olması gerekiyor. Dünya Engeliler Gününde kapımız çalındı. Karşımızda polis memuru. Dedi ki, “Hocam İl Emniyet Müdürümüzle birlikte, oğlunuz İbrahim ile (down sendromlu) sizi Malatya Müsabakasına götürmek istiyoruz. Bu anlamda ne dersiniz?” Tabi ki dedim, iyi de olabilir, dedim ve kabul ettim. Bir kaç kere telefon trafiği. Biz İbrahim’i evden alacağız. Beni ve İbrahim’in TC numarasını aldılar. Geldiler bizi alacaklar, buyurun gidelim, dediler. Ben gelmiyorum, İbrahim gelecek, dedim. Tabii bir gece maçı. Ya hocam dediler, biz bileti iki kişilik aldık. Babası olarak siz refakatçı olacaksınız. Tek başımıza sorumluluk alamayız, tek başına götüremeyiz İbrahim’i. Dedim ki, bakın Malatyaspor maçına çok gelmek istiyorum, güzel de bir müsabaka. Fakat İbrahim ile alakalı bir durum olduğu için, ben müsabakaya gelemeyeceğim. Ya da gelirim, başka tarafa geçerim. Hocam nasıl olur, siz refakatçısınız. Babası olmadan biz sorumluluk alamayız, dediler. Dedim ki, bakın ben geldiğim vakit İbrahim’e bir katkısı olmayacak. Benim gelmemle, İbrahim’in benim himayemde bir yere gelmiş oluyor. Ben İbrahim’i bildiğim için, İbrahim’e daha faydalı olmak istiyorsak, İbrahim’in sizinle yalnız gelmesi gerekiyor. Bununla ilgili 5-10 dakika sohbet ediyoruz. Gelirsiniz diyor, ben yok gelemeyeceğim diyorum. Tabii amirlerini aradılar ve babası gelmek istemiyor dediler. Amirleri yanlış anladı. Ben sanki maçtan kaçıyorum v.s. Amiriyle görüştüm, dedim durum böyle böyle. Ben dernek başkanlığı yapıyorum, ben bu işin eğitimcisiyim. İşin uzmanıyım, eğitimini veriyorum. İbrahim’e faydası düşünülüyor ise, benim gelmemem gerekiyor. Her türlü sorumluluk da bende, bir sıkıntı yok. İbrahim normal bir birey gibi geldiğinde, siz nasıl hareket ediyorsanız İbrahim de o şekilde hareket edecek. Tabii detaylarını sordular; ‘Lavaboya tek başına nasıl gidecek, atakları olunca ne yapacağız.’ Dedim ki, siz böyle bir bireyi müsabakaya niçin götürüyorsunuz. Madem böyle bu durumlarından dolayı sıkıntı yaşayacaksanız, götürmemeniz gerek. Ben eğer geliyorsam, beni götürmüş oluyorsunuz. Yani İbrahim benim gölgemde kalmış oluyor. Biz emniyetçiyiz, bu sorumluluğu alamayız, dediler. Alamıyorsanız ben bir şey demiyorum. Bir şekilde süreç İl Emniyet Müdürlüğüne intikal ediyor. Emniyet Müdürü diyor ki Mehmet Bey üniversitede hoca, hocamız bunu diyorsa bilinçli olarak söylüyordur, İbrahim’i alın gelin. Tabi İbrahim’i alıp götürdüler. İbrahim orda emniyet müdürüyle valiyle arkadaşlık sağlıyor. İkisinin ortasına oturuyor, maçı izliyor. İl Emniyet Müdürü teşekkür ederek ‘Hocam biz sizin neden gelmediğinizi, çok daha iyi anladık’ dedi. Bu da eğitimin bir parçası. Tabi biz bu paylaşımları sosyal medyadan da yaptık. Amacımız bu tür çocuğu olan ailelere görsel olarak da destek olmak. Bu gibi tutum davranışlar da çok önemli…”
EĞİTİMDE ÖNEMLİ AYRINTILAR
“Biz İbrahim ile markete giderken karşıdan karşıya nasıl geçilmesi gerektiğini defalarca, uygulamalı olarak anlattık. Bunun yan etkisi de şöyle oldu. Örnek veriyorum, mahalle ara yolda ufuktan bir araç geliyor, ufuktan görünüyor daha 2 km geride İbrahim garantici olarak karşıdan karşıya geçmiyor. Çok uzak ama geliyor araç diyor. Şimdi tabi araç çok uzaktan geliyor ama karşıya geçmiyor. Şimdi İbrahim tek başına karşıdan karşıya geçebiliyor, markette alışveriş yapabiliyor. Sonuçta en başta markete gönderdiğimizde, git 2 kilo patates al dediğimizde, gidip 2 tane patates alıp geldiği çok zaman oldu yani. Biz bunları hiç yadırgamadık. 2 tane patates aldı. Git 2 yumurta al dediğimiz zaman, 2 kilo almaya çalıştı. Bunları zaman zaman çok karıştırdı. Ama biz bunları sürekli uygulayarak ve sıkılmadan ve gerçekten de tam bir aile içi eğitimi göstererek toplumsallaşmasına, sosyalleşmesine hep katkıda bulunmaya çalıştık. Ben bunları anlatırken, tekrar söylüyorum sakın yanlış anlaşılmasın. Ben kendimi sonuçta bu tür çocuğu olan ailelerin eğitimine de destek olmak için, kendimi bu konuya, bu alana adamışım. İbrahim’i, gerçekten sadece örnek olsun diye, yani böyle de olunabiliyor, böyle de yapılabiliyor, o amaçla paylaşımlarda bulunuyorum. Bu amaçla örnekler anlatıyorum. Yoksa diğer türlü herkese saygımız var herkesin tabii ki kendi çocuğu kendisine göre çok değerlidir. Kesinlikle bu anlamda herkese saygı duyuyoruz…
‘ENGELLİLER ALANINA NEFERLER YETİŞTİRİYORUZ’
“Allah nasip etmiş böyle bir bölümde hoca olarak çalışıyorum bölüm başkanı olarak görev yapmaktayım. Özellikle bizden gelip geçen işte 4 yıl okuyup hayatın içine atılan öğrencilerimiz var. Biz tabi öğrencilerimizden hep rica ediyoruz. Sizler Türkiye’nin her tarafına yayılacaksınız. Türkiye’nin her tarafındaki engelli bireylere dokunacaksınız. Siz bu işin eğitimini alıyorsunuz. Engelliler Bölümü Malatya’da var, yakın zamanda Muş’ta da açıldı ve diğer üniversitelerde açılmaya devam ediyor. Engelli bir bireyle karşılaştığınız zaman neler yapmamız gerekiyor? Ses tonumuzdan tutun da hal ve hareketlerimizden, davranışlarımızdan, işte yaklaşım tarzımızdan öğretim tekniklerinden, bütün davranışlarımıza dikkat etmemiz gerekiyor. Çünkü engelli birey çok hassastır. Ve gerçekten sürekli dikkat edilmesi gerekiyor. Bu anlamda biz, bu alana neferler yetiştiriyoruz. Ve o öğrencilerimizden, şu anda hoca olan arkadaşlarımızdan hep şunu istiyorum; Gittiğiniz okullarda, gittiğiniz illerde gerçekten hissettirin kendinizi. Yani ben burada sadece bir beden eğitimi öğretmeni değilim, ben bu alanda 4 yıl engelli bireylere yönelik eğitim aldım. Çünkü o ilde muhtemelen tektir, gittiği yerde tek kişidir. Göz ardı etmemesini istiyoruz. Bu anlamda ben hep şu espriyle söylüyorum arkadaşlara; Bakın, engelli bir ortamda bulunup da eğer bildiklerinizi uygulamazsanız ben hakkımı helal etmiyorum sizlere. Sonuçta siz burada eğitim görüyorsunuz ve gideceksiniz ama kendinizi saklayacaksanız olmaz böyle şey…
ENGELLİ ÖĞRENCİLERİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER
“YÖK’ün özel eğitim ya da özel yetenekle alınan bölümlere % 10 engelli birey kontenjanı verme zorunluluğu var. Resim, Müzik ve Beden Eğitimi bölümlerine % 10 engelli kontenjanı da tanıyor. Fakat üzülerek hemen şunu belirteyim ki bazı üniversitelerimiz, ‘Tamam ben engelli birey alayım da, bunu okutacak hocamız yok’ deyip, sınavı zorlaştırıp öğrenci almama yolunu seçiyorlar. Nasıl zorlaştırılıyor? Örnek, engelli bireyden basketbol potasına 5 te 5 isabetli atış yapılmasını isteniyor. İstenilen bu hareketi, NBA oyuncusu yapmakta zorluk çekiyor. Engelli birey istenileni yapamayınca elenmiş oluyor. Ne yaptık, biz kontenjan açtık fakat birey girememiş oldu. Tabii bir yere kadar saygı duyuyoruz, evet belki hoca yetersizdir ama olaya sadece hoca tarafından bakmamak gerekir. Bir şekilde eğitimi verilir ama diğer taraftan, örnek veriyorum (yeri afaki söylüyorum) kişi Şanlıurfa’da okumak zorunda. Ailesi ve engelinden dolayı kişi şehrin dışına çıkamaz durumda. Şanlıurfa’da bu kapılar kendisine kapanırsa çok üzülür. Diğer taraftan biz Malatya’da % 10 kontenjanı dolduran bir bölümüz. Sadece bizim engelliler bölümü değil, öğretmenlik ve antrenörlük bölümümüze müracaat eden öğrenciler kendi aralarında yarışarak bölümünü kazanıp, okumaya başlıyorlar. Şu anda bizde, Malatya İnönü Üniversitesinde 30 civarında engelli birey eğitim ve öğretime devam etmektedir. Bizler bu öğrencilerin hocası olmaktan dolayı çok mutluyuz…
ENGELLİLİK GERÇEĞİ VE DENİZYILDIZI ÖRNEĞİ
“Engellilik, hayatın bir gerçeği. Sempozyumlarda (ortala 100 kişinin katıldığı) diyorum ki, direkt ailenizde engelli olan kaç kişi var? Önce kendimi söylüyorum. Gerçekten en az 10-15 kişi parmak kaldırıyor. Biz bu gerçeği yok göremeyiz. Bir birey bile çok önemli. Biz, bir bireyi bile önemsemek zorundayız. Bununla ilgili çok güzel bir örnek var. Biz bir kişiye bile bir desteğimiz olursa, ne mutlu. Deniz çekildiğinde, milyonlarca denizyıldızı karaya vuruyor ve hepsi sırayla ölecek duruma geliyor. Herkes izliyor ve herkes şokta. Milyonlarca denizyıldızı karaya vurdu ve bir iki dakika içerisinde hepsi ölecek. Kalabalığın içerisinde biri koşarak gidiyor. Yakaladığı denizyıldızını suya atıyor. Orada bulunanlar bağırıyorlar, sen ne yapmaya çalışıyorsun diye. Ne olacak, bak milyonlarca denizyıldızı karaya vurdu, ne değişecek. Eline bir tane daha denizyıldızı alıp suya atıyor ve dönüp diyor ki, bakın onun için çok şey değişti. Ben atmasaydım dışarıda ölecekti, şimdi ise suyun ortasında yaşıyor. Bir kişiye dahi destek olmak çok önemli. Kaç kişiye ulaşabilirim ki, ne yapabilirim ki. Böyle düşündüğümüzde zaten kaybederiz. Bir bireye bile ulaşabiliyorsak, bir kişiye etkide bulunuyorsak ne mutlu…”
(Devam Edecek)





