Toplumuyla ve ailesiyle tam 950 yıl vahiyle mücadele eden Hz. Nuh kendi ismi ile zikredilen Nuh suresinde Rabbine şöyle niyaz etti: “Rabbim beni yalanlamalarına karşı bana yardım et, benimle onların arasında sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar. Ey Rabbimiz! Kâfirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma! Sebebini de şu veciz gerçeklilikle “Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar; sadece ahlâksız ve kâfir kimseler yetiştirirler. Rabbim! Beni, ana babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlerin de ancak helâkını arttır.” anlayışımıza sunuldu.
Nebinin eşi ya da evladı olmanın hiç bir faydasının olmadığını da devam den ayetlerden okuduk. “Ey Nuh! O, asla senin ailenden değildir. O’nun yaptığı iyi olmayan bir iştir. O halde hakkında hiç bir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben sana cahillerden olmamanı öğütlerim”
Rabbinin bu ikazı karşısında Hz. Nuh korkusunu ve pişmanlığını; “Rabbim! Ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, şüphesiz ziyana uğrayanlardan olurum.” Dile getirdi.
“ Tek başına bir ümmet” Hz. İbrahim!…
Kerim olan kitabımızın içinde: “İbrahim’de ve O‘nunla birlikte bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır.” buyuran Rabbimiz, ehl-i kitabın Hz. İbrahim hakkında tartışmaları karşısında onları bilgi sahibi olmadıkları bir konuda tartışmaya girmemeleri hususunda uyardıktan sonra: “İbrahim ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat O Hanif, bir Müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi” buyurarak onun hakkındaki tartışmalara son noktayı koydu.
Kendisine ihtiyarlığında evlat sevgisini tattırarak İsmail ve İshak’ı veren Allah’a hamd ettikten sonra şu şekilde dua ederek bize dua etmede örnek oldu. “Rabbimiz! Beni namaza devam eden kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle. Rabbimiz! Hesap görülecek günde beni, ana- babamı ve inananları bağışla.”
Her namazımızda selamlarla andığımız Hz. İbrahim bize ölümsüz dersler bırakmıştı. Örnek hayatıyla bizlere: “İman sadakat ister” “Sabrın sonu selamettir” ve “Evlat, anne babanın hem duası hem aynasıdır” dedirtmişti.
Kerim olan kitabımız bize bir roman akıcılığıyla okuyabileceğimiz ve kıssaların en güzeli olarak nitelendirdiği Yusuf kıssasında, Yakup (a.s.)’ın ailesini tanıttı. Kardeşler arasında çıkan kıskançlığın öyküsünü anlatırken sanki “kardeşler arasında olur böyle şeyler” diyerek biz ebeveynleri teselli etti. Hz. Yakup (a.s.)’ın sabrı ve iffetin en güzel örneği Hz. Yusuf (a.s.)’ın affı, kötü başlayan hikayeyi mutlu sona erdirdi.
Kerim olan kitabımız bize, Allah katında erkek ya da kadın olmanın üstünlük getirmediğini çok güzel bir şekilde İmran ailesi üzerinden anlattı. Hanne’nin karnındaki yavrusunu Allah’a adayışını, kadınların değersizleştirildiği toplumda adağının kabul edilişini, Rabbinin katından rızıklarla beslenip özel bir bitki gibi yetiştirilişini anlatarak, kadın konusundaki algıların düzeltilmesi istendi. Asıl olan “Meryem” gibi olabilmek ve bu adanmışlığa göre yaşayabilmekti.
Lokman (a.s.)’ın oğluna yaptığı nasihate mutluluğun birinci şartının Allah’a ortak koşmamak olduğu kerim olan kitabımızın ana konusuydu. Şirk, affı olmayan en büyük günahtı. Allah’tan başkasını daha çok sevmek, Allah’ın yanında bir başkasına dua etmek, bir başkasından yardım istemek, sözünü ikinci sıraya koymak af edilecek bir eylem değildi.
Anne babaya iyi davranıp salat etmek, iyiliği emredip kötülükten alıkoymak, sabırlı olup kibirli olmamak gibi daha bir çok nasihat hoş bir hayat için önümüze sunuldu. İyiliklerin asla karşılıksız kalmayacağı, her nerede olursa olsun hardal tanesi kadar bile olsa yaptığımız iyiliğin mükafatlandırılacağı anlatıldı.
Allah Resulünün ailesinde yaşanan olumsuzluklardan bahsedilirken, bir yandan da takınacağı tavır konusunda uyarılar yapıldı. Nebi ailesi olsa da yeryüzünde sorunsuz ailenin olmadığı, sorunlarının farkına varıp çözme gayreti içinde olan ailelerin huzur içinde olacağıydı.
Sözün özü; dünya ve ahiret mutluluğuna talip olanlara Rahman olan Allah TahrimSuresinde “Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” buyurarak önceliğimiz belirlendi.
Rahman, ölümü ve hayatı hangimizin daha güzel yapacağını sınamak için yaratmıştı. İmtihan daha iyi olmamızın aracıydı. İyilerden olma gayretini öncelikle kendinden, akabinde en yakınlardan başlatmanın başlangıç noktası olduğuydu. Zira en büyük sorumluluk her daim gördüklerimiz üzerineydi.
Nitekim gömleğimizin ilk düğmesi Allah Resulü Hz. Muhammed (a.s.) “En hayırlınız ailesine hayırlı olandır. Bana gelince ben ailesine en hayırlı olanınızım.” diyerek bize bunun yollarını göstermişti.
Vahyin gölgesinde gölgelenmek; yoldaki işaretleri doğru okumak ancak söz dinlemekle, söze uymakla, anlatmakla ve istikamet üzere olmak üzerine yaşamakla, Kerim olan kitaba muhatap olmaklaydı.
Ya Rab! Bizleri nimet verdiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğramışların ve sapıtanların yoluna değil… (Amin)





