Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, ‘Kadınlar Büyük Türkiye Yolunda’ çiftçi, öğrenci, sanatçı kadınlarla bir araya geldi. Cumhurbaşkanımızın kadınlar hususunda açıklamalarında yer alan şu ifadelere dikkat kesiliyoruz; “Batı’da olduğu gibi kadını özgürleştirmek adı altında en bayağısından bir meta haline dönüştürme hevesinde olanlara şahsen biz meydanı bırakmayacağız. Biz medeniyetimizin ve ahlakımızın gösterdiği istikamette, kadını ve erkeği tıpkı yaratılışta olduğu gibi hayatın her alanında birlikte mücadele eden yoldaşlar olarak görüyoruz. Biz ilk insanlar Hz. Adem ile Hz. Havva’dan beri herkesin Allah önünde eşit olduğuna, farkın takvada ortaya çıktığına yürekten inanıyoruz…”
KADININ ‘META’ HALİNE
DÖNÜŞTÜLME ÇABASI
Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın önemine vurgu yaptığı kadın sosyal hayatın içinde yer alması vurgusunda, bize göre de spor önemli bir yer tutuyor. Spor Genel Müdürlüğünün geçen yıl açıklanan verilerine göre Türkiye’de lisanslı kadın sporcu sayısı son 18 yılda 25 kat artışla genel rakamın yüzde 33,8’ni oluşturmuş. Kadın erkek, çocuk yaşlı herkesin spor yapmasından yanayız, itiraz konumuz sürecin ‘kontrolsüz’ olarak yönetilmesi. Elbette ki kadın günlük hayatın içinde yer almalı. Bu yer alış ise Müslüman kimliğimiz ve İslam esaslarına göre olmalı. Aksi takdirde, medeniyet ve ahlakımızın gösterdiği istikametten saparak, özgürleştirme adı altında, kadını bir meta haline dönüştürülmesine göz yummuş olunur. Bunun nasıl bir süreç olduğunu yurtdışından örneklendirelim. İskandinav 5 ülkenin kadınlar plaj voleybol maçlarında bikini giymeme ısrarı, 2020 Tokyo Olimpiyatlarına katılan Almanya Artistik Jimnastik Takımı, cinsel nesneleştirmeye karşı duruş sergilemek amacıyla, açık mayoyu protesto etmeleri. Bugün sportif organizasyon ve sportif derece dediğimiz vakit, hedefe giden her yol mübahtır şeklinde algı var. Hal böyle olunca da kadının yer aldığı birçok spor branşta (güreş, jimnastik, voleybol gibi) oyunun kurallarını belirleyen (kıyafet, yarışma ortamı v.b.) anlayış tarafından adeta, bir meta haline dönüştürülmeye çalıştırılmasından kendini alamıyor. Ne gariptir ki sporumuzu yönetenler ise bu sürece seyirci…
DÜNYA
İMTİHANINDA
NEFS İLE
MÜCADELE…
Toplumun geleceği olan gençlik kontrol edilmediği vakit, spor aracılığıyla (çok sayıda örnek var) kendini bulanık suya kaptırır. Burada hepimizin için önem taşıyan ‘nefs’ ile mücadele. ‘Bu dünyada işittiğin ve gördüğün her şeye hemen inanma. Zira işittiğinin ardında bir başka ses, gördüğünün ardında bir başka hâl vardır’ diyor Aziz Mahmud Hûdayî Hazretleri. Dikkat kesilmemiz gereken husus, işitilen ve görülenin ardındaki gerçeklerle araştırıp, yüzleşmek. Kadınlar başta olmak üzere, spora başlamak kadar, neticelerini de dikkate almak gerek ki, kişiyi medeniyetsizlik değirmeninde öğütmesin, Allah muhafaza. Hayatın her aşamasında olduğu gibi, özellikle geç yaşta nefs ile mücadelenin ne kadar güç olduğuna şahit olmaktayız. Sporda söz konusu hedef kitle çocuk ve gençlik olunca, nefs konusu daha da önem kazanıyor. İnsanın nefs ile son nefesine kadar geçirdiği süreci, Nesil Yayınlarından çıkan ‘Ene’ isimli kitabında, yazar Fatih Duman Beyefendi şöyle anlatıyor; ‘Şimdi düşün dünyayı ne kadar seviyorsun değil mi? Ne kadar çok sevdiriyorum dünyayı sana? Misal ki ne kadar para kazanacağını, yarın neler alacağını neler satacağını getiriyorum, Allah huzurunda dururken dahi… Nasıl öleceğini değil de nasıl yaşayacağını hesap ederek geçiriyorum ömrünü… Benden kurtulmazsın ey insan! Kurtulmak istesen de bırakmam seni. Bir tek öldüğüm gün çekerim ellerimi yakandan. Ölüm bizi birbirimizden ayıran tek hâl…’





