Bilmek, anlamak, düşünmek, algılayarak yorumlamak, çözüm yolu bulmak insana hastır. Hayvan, haz ve güç, insan ise sevgi ve merhamet odaklıdır. Algılar edinilen duygulara göre değişir. İnsanın en büyük ihtiyacı kendini güvende hissetmesidir. Kendini güvende gören, özgür olan insan sağlıklı ilişkiler kurar. Güven duygusunu da her şeyin yegane sahibi olan Rahman, doğru hareket edenlerin yüreğine vereceğini vaat etmiştir.
Bilgi ve tecrübeler yaşanılan sorunlara karşı doğru tepkiler vermeye vesiledir. Ne zaman ki doğru söylem ve eylem içinde olunursa hayat anlamlı olur. Huzur da yüreklerdedir. Yaşanıln olumlu ya da olumsuz bütün musibetler insanı Yüce yaratana götürür. “ O’ndan geldik yine dönüş O’na” dedirtir. Şer görünenin ardındaki güzellikleri talip eder. Duası da tıpkı Hz. Musa ( a.s.) gibi Rahman olan Allah’tan gelecek her hayrı istemesidir.
İnsan aceleci ve sabırsızdır. Sonuca ulaşma duygusu insanı düşünmeden fevri hareketlere itebilir. Ağızdan yaydan çıkan ok misali çıkan sözler söyletebilir. Yaptığının yanlış olduğunu içindeki vicdanı söyler. Zira Rahman insanın içine vahiy etmektedir. İyilik yaptığında sevinmesi, kötülük yaptığında üzülmesi ondandır.
Kötülük yapması için mazeretleri vardır. Üstlendiği değersizlik, anlaşılmama, sevilmeme duygusu ile yanlış yapar. Bu yanlışını örtmek için kendi yaptığını haklı çıkarmak için uğraşır. Lakin iç huzurunu kaybetmiştir. Hayatın her alanına şahit olan görmüştür. Aslında hesap sorucu olarak kendi nefsi yetmektedir.
İç dünyadaki sıkıntılar bastırılabilir. Lakin yalnız başına kalındığında yanlış yaptığını anlar. Eğer özür dileyip af dilerse iç sıkıntıdan kurtulur. Bir şey yokmuş gibi devam edip bir haklı rolünü üstlenirse asla mutlu olamaz. İç ben olan vicdan insanı rahat bırakmaz.
Ne zihnin ne de hayatın boşluk kabul etmediği gibi belirsizliği de kabul etmez. Hayatı anlamlandırmak ancak yaşanılanları güzel algılayıp iyi duygu edinmekle, herkesle sağlıklı ilişkiler kurmakla mümkündür. Bunun için iç benden gelen sesi kısmamalı, her şeyin yegane sahibi Rahman’a kulak verilmeli, huzurunda durulmalıdır. Aksi takdirde her daim sıkıntılı olur.
Hak Teala Mülk suresinde Resulünün diliyle bize şu şekilde buyurmuştur;
“Eğer biz, söz dinleyen ve aklını kullanan kimseler olsaydık (bu) çılgın ateşin içinde olmazdık’ derler. İşte günahlarını itiraf ettiler. O halde kahrolsun (O) çılgın ateşin içindekiler.”( Mülk 67/10)
Söz dinlemek ve aklı kullanmak inanmanın ürünüdür. Herkes insan doğar ama insan olarak devam etmez. İnsan kalmak için emek verilmeli, bilgili olmalı ve gayret edilmelidir. Hayattaki en büyük yarış inandığı değerleri hayatına hakim kılıp, amenna ve saddakna diyebilmektir. Bunun içinde insan olma gayreti verilmelidir. Zira Hak Teala sadece insanı muhatap almıştır.
“Gerçek şu ki, Biz cehennem için, kalpleri olup da gerçeği kavrayamayan, gözleri olup da göremeyen, kulakları olup da işitmeyen görünmez varlıklardan ve insanlardan çok canlar ayırmışızdır. Hayvan sürüsü gibidir bunlar; hayır hayır, doğru yolu kavramakta onlardan da aşağı: Körce sine dalıp gitmiş olanlar işte böyleleridir.” (A’râf 7/179)
İnsan kalma yarışını öncelikle iç benden gelen sese kulak vermekle, duygulara anlam vermekledir. İnsanın içinde gurur, kibir, bencillik ve kendini yeterli gören şeytani olgular vardır. Cin taifesinden olan iblis örneği, bu kötü hasletlerine yenilenlerin bu dünyadaki akıbetini gözler önüne sermektedir.
Arzular ve korkular, tatmin edilmemiş duygular yani duygu açlığı bazen gerçeği görmeye engel olur. Araf Suresinde; kendisine ayetlerden verilen bir zat anlatılırken, o kişinin şeytanın takipçisi olduğunu buyurur. Devam eden ayetlerde de bunun sebebini şu şekilde dilimize dökmüştür;
“Dileseydik elbette onu bu ayetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini çıkarıp solur. İşte ayetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir. Kıssayı anlat belki düşünürler.” (A’raf 7/176)
Dünyayı önceleyen, nefsinin peşine düşen, mal ve servet tutkusu içinde olan, güç ve iktidar arzusuyla kavrulan, toplumsal dışlanma ve horlanma korkusu yaşayan toplumda yerleşik anlayışlar ve gelenekler, hakim gurupların baskıları altına girer. Duyguları tatmin olmamış kişi doru bildiklerinden taviz verir.
Bundan dolayı öncelikle neye ve nasıl inanılacağı, isteklerin ve ihtiyaçların ne olduğunu, ilgi ve yeteneklerin neler olduğunu düşünülmelidir. Aksi takdirde mutsuz ve huzursuz olup anti-depresan ilaçlara mahkum olunur. İçten gelen sesi dikkate almak kırmızı ışıkta durmak gibidir. Aksi takdirde kaza çok uzak ihtimal değildir.
Ne kadar kalabalıklar arasında olunsa, hayat yoğunluğu bütün zamanları kaplasa da, internet, televizyon, reklamlar, arkadaş toplantıları, günlük koşturmacalar, çoluk çocuk eş sıkıntısı yaşansa da içimizden gelen sese kulak verilmelidir. içtenden gelen ses duyulmalı, görülmeli ve güzel anlam verilmelidir. Anlam kötü olursa akıbet de kötü olacağı herkesin malumudur.
Psikolojik süreçler iç dünyada yaşanır. Düşünme, akıl yürütme, hidayete erme, acıma, esirgeme, sıkılma, bunalma, hasret çekme, hiddet duyma gibi bir çok duygular öncelikle iç dünyada verilen anlama göre yaşanır. İman, takva, inkar, nifak, şüphe, korkular da iç dünyada oluşur. Ondan dolayıdır ki Rabbimiz bizim şu şekilde dua etmemizi ister:
“Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin. ” ( Al-i İmran 3/8)
Verilen onca nimetleri görülmezse, ele geçen fırsatlar değerlendirilmezse, başkalarının elindekilere bakarak kendi eksiliklere sebep aranırsa, Rahman’dan başkasına kulluk edilip, O’ndan başkasına el açılırsa elbette huzursuzluk olur. Sonucunda da her şeyin önceden belirlendiği düşüncesiyle bütün sorumluluğu kadere yükler.
Sözün kısası şudur: Mutluluk ve huzur, vahye ekleme ve çıkartma yapmadan, bize sunmakla görevli olduğu en son memur Hz. Muhammed (a.s.)’ e uymakladır.
O’nun mucize olarak getirdiği Kur’an’a gönülden teslim olmakladır. İnandığı doğrularda yalnız kalınacak da olsa, toplum tarafından terk edilecek de olsa, mal-makam-şan-şöhret kaybına uğransa da, itibarsızlaştırılsa da, istenmeyen ilan edilse de vazgeçilmeden eldeki haritaya uymaktır. Huzuru bulmak için huzurda olmaktır. Aksi takdirde hep arayış içinde olunur.
Aile Danışmanı: Asiye Türkan
www.ailedanismani.de
info@asiyeturkan.com





