Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı

Doğru ve Etkili Reklamın Adresi

Doğa Üzerimize Zimmetli Haberiniz Varmı? - BaŞakHaberBaŞakHaber

9 Mayıs 2026 - 12:39

Canan İssiyil Kimdir? Sosyolog /Aile Danışmanı/Çocuk Gelişimi Ve Eğitimi/Eğitim Öğrenci Koçu Arel Üniversitesi Çocuk Gelişimi Programından sonra İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümünü bitirmiştir. Biruni Üniversitesi Aile Danışmanlığı Sertifika Programını tamamlayan İssiyil Psikoterapi eğitimlerini sürdürmektedir. Umut ve Temas Odaklı Evlilik Terapisi Kısa Süreli Çözüm Odaklı Psikoterapi Kişilik Bozuklukları Psikoterapisi Masal Terapisi Uygulayıcısıdır. SERTİFİKASYON: Enneagram (Mizaca Göre Kişilik Tipleri) Uzmanlığı Bilgi Üniversitesi Icf Onaylı Eğitim Ve Öğrenci Koçluğu MMPI Kişilik Testi Uygulayıcısı Objektif Çocuk Zekâ Değerlendirme Testleri Uygulayıcılığı Yönetim ve Organizasyon Etkili İletişim ve Beden Dili 360 Derece Performans Değerlendirme Eğitimi gibi pek çok sertifikaya sahiptir Canan İssiyil çeşitli kurumlarda seminerler vermiş ve vermeye devam etmektedir. Aile içi çatışmalar ve çözüm yolları, ergen - ebeveyn problemleri, öfke problemleri, zaman yönetimi, iletişim ve motivasyon, öğrenci odaklı ders çalışma yöntemleri, Ennagram (mizaca göre kişilik tipleri) uygulamalarına yönelik iş kariyer eğitim program ve seminerleri gibi pek çok alanda danışmanlık ve eğitim hizmeti vermektedir.

Canan İSSİYIL

Doğa Üzerimize Zimmetli Haberiniz Varmı?

Bu yazıyı kaleme alırken kendi inancımla birlikte ahiret hayatını kabul eden etmeyen herkes için başka açıdan  bir misafirliği anlatmak istedim. İnsanın doğaya olan misafirliğini…

Doğru ve Etkili Reklamın Adresi

Doğa Üzerimize Zimmetli Haberiniz Varmı?
Son Güncelleme :

05 Ağustos 2021 - 22:23

923 views

Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı

‘Oysaki dünya bir misafirhaneydi’

Bu cümleyi ‘fani dünya her şey boş’ gibi bildiğimiz anlamıyla değil farklı bir yönden değerlendirmek istedim.

Bu yazıyı kaleme alırken kendi inancımla birlikte ahiret hayatını kabul eden etmeyen herkes için başka açıdan  bir misafirliği anlatmak istedim. İnsanın doğaya olan misafirliğini…

İnsan yaratılmadan önce evren ve dünya yaratıldı. Hadisi şerifteki sıralamaya göre önce toprak sonra dağlar, bitkiler ve hayvanlar en son ise insanoğlu yaratıldı. Yani insan gelmeden onun faydalanacağı her şey düşünüldü ve hazırlandı. Yüce yaradan insan türünün devamlılığını tüm bu yaratılanların varlığına bağlı kıldı.

Hayvanların bedeninin de tıpkı insan gibi topraktan yaratıldığı rivayet edilir.Bugün insan sağlığıyla alakalı  pek çok deneyin hayvanlar üzerinde yapılmasının nedeni aynı ana hamura sahip olmamızdan geliyor olabilir.

Dağlar yaratılarak  ağaç ve bitkilere zemin hazırlanmış dünyanın denizlerle olan dengesi dağlarla sağlanmıştır. Bitkiler, hayvanların yaratılmasına, bitki ve hayvanların varlığı ise insanların gelmesine zemin hazırlamıştır. Üstelik her mahlukatın içine insan için şifa yerleştirmiş. Ne güzel bir dengeyle hiyerarşik düzeni kurmuş yücelerin yücesi. Burdan anlaşıldığı üzere biz evrene ve doğaya misafiriz. Biz onların evine sonradan dahil olduk.

Bizim kültürümüzde misafir geldiği yere hürmetlidir yakıp yıkmaz. Ona ikram edileni hor kullanmaz. Vefalıdır teşekkür etmeyi bilir. Düşünsenize bugün bir otelde yada kendinize ait bir devremülkde konakladığınızda dahi çıkışta kırılan dökülen kullanılan eşyaların kontrolü yapılır, çıkış işlemini öylece tamamlarsınız. İnsanoğlu dünyayı hiç hesapsız pervasızca kullanıyor. Herşey benim istediğimi yaparım  hesap vermem diyor. İlahi adalet bir gün tecelli edene kadar ne yaptığını farketmeden sadece tüketiyor ziyan ediyor.

Halbuki insana halifelik veren yaradan insanı çokça kıymetli görüp tüm evreni onun emrine vermiştir. Allah’ın hemen hemen bütün esmâsının kendisinde kâmil tecellîsi olan mükemmel bir varlıktır. İnsanı yaratmadan önce dünyada cin ve melekleri yaratmış cinlerin kendi aralarında çıkardığı bozgun nedeniyle meleklere verdiğinden daha fazla kıymet verip eşrefi mahlukat yani yaratılmışların en şereflisi insanı yaratmış ve yarattığı tüm mahlukatı ona emanet etmiştir.

Ne yazıkki bu mükemmel varlık kendini o kadar büyük gördü ki ona hizmet eden kainatın altını üstüne getirdi yaktı yıktı misafir olduğunu unuttu oysaki bu dünyaya sonradan gelen biz insanoğluyduk yerkürenin gerçek sahipleri  bitkiydi hayvandı topraktı denizdi. Yaşamını sürdürmek için doğanın bize değil bizim doğaya ihtiyacımız var. Bunu unutan insanoğlu doğayı adeta katletti.

Şimdi aklımızın almadığı büyüklükteki bu yangınlar sizce emanetine sahip çıkmadığımız için yaradanı gücendirmiş olabilirmi?

Ufacık bir kelebeğin  korkup sığındığı insan elinden su içerken  kalbinin nasıl attığını duyabilirmisiniz? Yada bir kaplumbağanın bir kuşun bir sürüngenin bir tavşanın ne kadar hızlı koşarsa koşsun kurtulamadığı alev kapanında attığı çığlıkları? Yangının içindeki bir itfaiye erinin söyledikleri hepimizin canını yaktı ‘’Hayvanların çığlıklarını yakarışlarını duyduğumda delirmediğime şaşırıyorum’ gerisini siz tahmin edin zaten izliyoruz hep birlikte;

Biz yaptık biz görmedik biz talan ettik biz hor gördük biz şefkat göstermedik biz şükretmedik biz üstünlük tasladık kabul edelim. Kabul edelim ki hatalarımızı görüp düzeltebilelim.

Dört elementle var olduğumuzu unuttuk. Doğadaki her element bizim bedenimizde birer yapı taşı adeta. Hava elementiyle ciğerlerimiz oksijenlenir. Bedenimizin yüzde 75 i sudur. Toprak elementi zaten hammeddemiz ve ateş vücut ısısının dengede olmasını ifade eder. Su can hayat verir bedenin hararetini düzenler. Yemeğini yaparsın çayını demlersin  Serinletir temizler ve izlemek sesini dinlemek huzur verir dinginlik getirir. Orman ve gökyüzü oksijendir ciğerlerimizdir. Başını kaldırıp gökyüzüne baktığında gece ayrı gündüz ayrı huzur dolarsın, nefesini tazeler tüm organlarını her içine çekişde yenilersin. Gezegenler  güneş ay bile senin emrinde. Mehtaba bakar şiirler yazarsın yarenine. Toprak yaşamdır hayat verendir yeşertendir anadır besleyip büyütendir. Üretir toprak ne koyarsan içine sana sevgiyle büyütür verir. Ateş doğru kullandığında çok şeydir bir o kadarda tehlikelidir.

Görüldüğü üzere doğa biz, bizde doğayız;  iç içe geçmiş bir bütünüz aslında. Ona nasıl davranırsak oda bize karşılığını aynı şekilde verir. Sabırlıdır köktür güçtür geçmiştir gelecektir. Onu yok etmek kendini yok etmektir.

Peki yaradan gücenmez mi bunca ikram ettiklerini hor kullanmana sahip çıkmayışına .Rabbim çok sabırlı bizim aymazlıklarımıza ondan uzaklaşıp dünya zevklerine dalışımıza bi süre  merhametiyle bakar.

Verdiği nimetlere şükür edemeyişimize çok gücendi rabbim. Düşünsenize birine çok büyük bir iyilik yapıyorsunuz yada hayatını kurtarıyorsunuz dönüp size bir yumruk atıyor  bu durumda ne hissedersiniz?  Bizler yaradanın halifesi olarak ne kadar şükürdeyiz ne kadar görevlerimizi yerine getirebiliyoruz ne kadar dürüst ne kadar kamil olmaya çabalıyoruz ne kadar garibe yetime yardım eli uzatıyoruz  ve ne kadar gerçekten insanız ?

Artık kendimize bazı soruları sormanın vakti geldi geçiyor. Türlü türlü oyunun döndüğü dünyada yangın sadece bize birer uyarı. Adeta cehennemin dünya fragmanını yaşıyoruz.

Yaradan dönde bir bak çeki düzen ver kendine diye belayı yine kulları eliyle verir. Tıpkı peygamber gönderdiği kavimlerde olduğu gibi önce uyarır sonra helak eder. Büyük zatların bu topraklarda bıraktığı kıymetin üstüne kulluğumuzu idrak edip müslümanlığın gereklerini koymadıkça bir gün onların yüzü suyu hürmetine dediğimiz hatrın da süresi biter. Bu yangın hadisesinde hesap sormamız gereken durumları elbetteki sorgularız. Ancak herkesten önce kendimizi sorgulamalıyız ben yaradanın emanetlerine şükrettim mi, sahip çıktım mı, gerekli şefkati özeni gösterebildim mi ,içtiğim suya yediğim ekmeğe bakıp teşekkür ettimmi? Yaradan istemezse vermez hiçbirini bu kibrin kime?

Artık doğadan ve emanetlere sahip çıkamadığımız için kendimizden özür dilerken yaradana da bizi affetmesi için tövbe etme zamanı uyanma zamanıdır. Dünyaca çok daha zor zamanlara doğru ilerlerken uyanmamakta ısrarcı olursak ne kendimizi nede sonraki nesilleri kurtaramayız. Her birey elinden geleni hem fiili hem kavli yaptığında çok daha huzurlu yaşanabilir bir dünyayı kucaklayabiliriz inşallah

Ben yediğim meyvelerin çekirdeklerini çöpe atmam mesela  imkanım varsa tekrar toprakla buluştururum. O çekirdek aslında bir DNA bir yaratılış genidir. İllaki bir ağaç yada meyve vermesine gerek yok o meyve çekirdeğinin sana hizmetine hürmeten geldiği yere gömmek bir teşekkürdür..Sizede öneririm her şeyi hızlı tüketen bir toplumda bu ne kadar mümkün bilmiyorum ama en azından bize sağladığı faydaya teşekkür edelim. Uzmanların ifadesine göre israf ettiğimiz suyu bulamayacağımız zamanlara doğru ilerliyoruz. Şükretmediğimiz her şeyi kaybederiz unutmayalım

Biz tefekkür ve teşekkür  etmeyi unutsak da kulaklarımızı sağır gözlerimiz kör yapsakta  kainatta yaratılmış her mahlukat her canlı  durmaksızın allahı  zikrediyor  şefkatle yaklaşmadığımız her canlının hakkı illaki sorulur.

SAPI KIRIK ÇİÇEK  kısasıyla bitirelim;

Bir gün, Osmanlı döneminin büyük üstadlarından Üftâde Hazretleri, mürîdleri ile beraber bir kır sohbetine çıkmıştı. Arzusu üzerine bütün dervişler, kırın en güzel yerlerini dolaşarak hocalarına birer demet çiçek getirdiler. Ancak Kadı Mahmûd Efendi’nin elinde sapı kırılmış solgun bir çiçek vardı sadece. Diğerlerinin neş’eyle elindekilerini hocalarına takdîminden sonra Kadı Mahmûd, boynunu bükerek bu kırık ve solmuş çiçeği Üftâde Hazretlerine takdim etti.

Üftâde Hazretleri, diğer mürîdânın meraklı bakışları arasında sordu:

“–Evlâdım Mahmûd! Herkes demet demet çiçek getirdiği hâlde, sen niçin sapı kırık solgun bir çiçek getirdin?..”

Kadı Mahmûd, edeple başını önüne indirerek cevap verdi:

“–Efendim! Size ne takdim etsem, azdır!. Ancak hangi çiçeğe koparmak için elimi uzattıysam onu «Allah Allah» diyerek Rabb’ini tesbîh eder bir hâlde buldum. Gönlüm onların bu zikirlerine mânî olmaya râzı olmadı. Çâresiz ben de elimdeki şu tesbîhine devam edemeyen çiçeği getirmek zorunda kaldım!..”

Bu güzel ve mânâ dolu cevaba son derece memnûn olan Üftâde Hazretleri’nin dilinden o anda:

“–Hüdâyî, Hüdâyî… Evlâdım! Bundan sonra ismin Hüdâyî[4] olsun!.. Ey Hüdâyî! Bu kır gezisinden yalnız sen nasiplenmişsin…” ifâdeleri döküldü.

Böylece Kadı Mahmûd, Hüdâyî oldu. Zira o, artık kâinâttaki ilâhî sırlara ve kudret akışlarına âşinâ olmuştu. Âdeta kâinât, kendisine sırlarını açan canlı bir kitap hâline gelmişti. Hayatını bu minvâl üzere Allah Teâlâ’ya itaatle devam ettiren Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri, cihâna yön veren pâdişahlara rehber olmuştur. Günümüzde de insanlar akın akın Üsküdar’daki türbesini ziyâret ederek orada mânevî bir huzur bulurlar.(alıntı)

Çocuklarımıza bize verilen nimetlerin şükrünü eda edebilmeyi öğretmek duasıyla Allaha emanet olun.

Canan İssiyil
Sosyolog/Aile Danışmanı

https://www.instagram.com/psikososyalbilinc/

Doğru ve Etkili Reklamın Adresi

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Eğitimciler Akademi

Doğru ve Etkili Reklamın Adresi