Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı

Doğru ve Etkili Reklamın Adresi

ZİHNİYET SAVAŞI - BaŞakHaberBaŞakHaber

14 Mart 2026 - 20:24

ZİHNİYET SAVAŞI

Doğru ve Etkili Reklamın Adresi

ZİHNİYET SAVAŞI
Son Güncelleme :

07 Ekim 2019 - 18:25

636 views

Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı

Osmanlı Devletinde, büyük kayıplar 1911 Trablusgarp Savaşı ile başlamıştır. O tarihe kadar Osmanlı halen 3 kıtaya hâkimdir. O tarihte bir asker köyünden, ana babasından, nişanlısından ayrılıyor ve savaşmaya bugünkü Libya topraklarına gidiyor. O savaş bitiyor 1. Balkan Harbi başlıyor ve oraya katılıyor. O savaş bitiyor 1913’te 2. Balkan Harbi’ne katılıyor. Derken 1. Dünya Savaşı başlıyor. 1914-1918 yıllarında Galiçya’dan Filistin’e kadar uzanan bir coğrafyada, cepheden cepheye gidiyor. İtilaf devletleri ile Müttefik Devletleri arasındaki büyük savaşa, İtilaf devletleri son vermek için İstanbul’u almak ister ama başarılı olamaz ve savaş 1918’e değin devam eder. 1918’de savaşı İtilaf devletleri kazanırken Osmanlı ile 1918’de Sevr imzalanır. Osmanlı 1699’dan beri verdiği savaşları kaybetmiş ve ve Sevr ile Avrupa’dan tamamen çekilmek zorunda kalmıştır. Öyle ki Osmanlı’nın, 1918’de ayakta kalacak hali bile kalmamıştır. Kaybettiği Kırım’dan, Batı Trakya’dan, Üsküp’ten, Kafkasya’dan, Şam’dan, Halep’ten, Mısır’dan Müslümanlar ve Türkler Anadolu’ya göç etmeye başlamıştır. 1911’de savaşa giden asker 1918’e kadar savaşır ve 1919’da başlayan Kurtuluş Mücadelesine de katılarak cephede kalmaya devam eder. 1911’de memleketinden ayrıldığında belki 16-18 yaşındaydı. Sene 1919’dur, 24 veya 26 yaşındadır. Vücudunda yaralar, yüzünde savaşın ve ölümün hissi vardır. Gözleri derindir. 9 Eylül 1922 Büyük Taarruz ile savaşlar nihayet biter. Asker artık evine döner ama geride bıraktıkları ile buldukları aynı değildir.

Savaş bitti, askerlerden dönebilenler evlerine döndü, esir düşenler ise ne zaman döneceklerini bilmeden beklediler. Cemalettin Taşkıran’ın Ana Ben Daha Ölmedim adlı eserinde 1. Dünya Savaşı’nda esir olup uzak diyarlarda; Hindistan’da, Burma’da, Sibirya’da, Korsika’da, esir kamplarında olan Anadolu insanının hikâyelerini anlatır. Eser, savaşın ne kadar büyük olduğunu göstermesi ve esirlerin vatan müdafisi için neler çektiklerini anlatması bakımından önemli.

Tüm bu savaşlardan sonra, Türkiye Cumhuriyetinde 1927 ile 1945 yılları arasında doğanlara Sessiz Kuşak denilmiştir. Bu tarih aralarında doğanların zihninde savaş çok uzak bir olgu değildir. Anne ve babaları savaşlarla ilgili hikâyelerini birebir ağızdan evlatlarına aktarır. Koca bir millet, o kadar yorgundur ki sessizlik için yaşayıp gitmişlerdir.  1699’da başlayan geri çekilme 1922 Cumhuriyet’in ilanına kadar devam etmiş ve bugünkü mevcut sınırlardan öteye “Bizi atamazsınız, burası bizim vatanımızdır” demişiz. Bu topraklar için savaşan her bir asker, buraların bir cennet olduğunu, gidilecek başka bir yerimiz olmadığını biliyordu. Bu vatanın değerini en iyi bilenler, vatanı müdafaa ederken yârinden, anasından, memleketinden uzun yıllar ayrı kalmak zorunda olanlardır.

21. Yüzyılda her genç, geçen asırda yaşananları iyi anlamalı. Tarihi iyi bilenin hataya düşme olasılığı azalması gerekirken vicdanımızı ve aklımızı çağın teknolojilerine kiraya vermemeliyiz. Artık askeri savaşlardan sonra verilmesi gereken yeni bir savaş var: Zihniyet savaşı. Bilinçlerimiz, algılarımız, olaylara bakış açılarımız ve bunlardan doğan eylemlerimiz; üretmeyen, kendi tarihini bir başkasından dinleyen, birbirine güvenmeyi bırakan bir hale geldi. Ülke olarak topyekûn birbirimize güvenmeye ihtiyacımız var. Zihniyetimizi kaybediyoruz. Nasıl mı?

Bizden olmayan,
bizi başkalaştıran,
suni gündemlerle meşgul olan,
günleri birbirine denk olan,
kısa yoldan köşeye dönmek için kırk takla atan,
az çalışıp çok kazanmak isteyen faiz kafalılıktan,
sözde aydınların, entelektüellerin fikir obezliğinden dolayı zihniyetimizi kaybediyoruz.

Türkiye bir doğu medeniyeti toplumudur. Doğu medeniyeti asırlardır, söze dayalı kültürün etkisiyle birbirine güvenmiştir. Bir zamanlar vardı ki bu toplumda yalanın saltanatından söz edilemezdi. Halk, en çok kendinden olanı güvenirdi. Bir yabancıyı asla terslemezdi. Mesela eski kervansaraylarda bir yolcu geldiğinde onun ihtiyaçları, yiyeceği, içeceği, konaklaması üç gün boyunca ücretsiz olup, üç gün nereden geldiği kim olduğu sorulmazdı. Bugün kervansarayların yerini, terminaller, avmler aldı. Sorarım size, birbirine toplumsal alanlarda güvenenler var mıdır? Tanımadığı kişiye güvenen, yardım eden var mıdır? Öyle ki sırf tanımadığı bir kişiye yardım edeni ahmaklık ettiğini söyleyecek hale gelindi. Tarihimizde, medeniyetimizde toplumun her köşesinde tüm farklılığı kucaklayan bir gelenek vardı. Bunlar uğruna nice savaşlar yapıldı, şehitler verildi.  Bugün neyi unuttuk da birbirimize güvenmeyi bıraktık. Bu topraklar için ölenler bizi gerçekten sevenlerdir, bizi tanımadan bize güvenerek canlarını verdiler onlar. Biz ise birbirimize güvenmekten aciziz.  

ALİ AKTAŞ

Doğru ve Etkili Reklamın Adresi

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Eğitimciler Akademi

Doğru ve Etkili Reklamın Adresi