Sarı-Lacivertli çatı altında milyonların yer alması, menfaat, rantçı ve provokatörlerin de iştahını kabartıyor. Kazanç olarak düşünülen, başkalarını yıpratma-yok etme adına yürütülen kampanyalar. Kulüplerin yara alacak olması ise kimsenin umurunda değil! İçinde yer alan dönemdeki gelişmeleri bizler gibi sizler de takip ediyorsunuzdur. Fenerbahçe gibi büyük bir ‘spor camiası’ üzerinden oynanan oyunlar öyle bir hal aldı ki, uygulamaların futboldan uzaktan-yakından ilgisinin olmadığı apaçık ortada…
Sarı-Lacivertli ekibin şampiyonluk yolunda açık ara önde bitirdiği liderlik yarışının ilk devresinden sonra üst üste kaybedilen maçlarla birlikte gündem nerelere kaymaya başladı. Bahane edilen hakem hataları, buna bağlı tribün küfrü, seyirci cezası ve sokak eylemleri…
Önceki hafta bir kısım Fenerbahçeli taraftar
gösteri için Kadıköy’deydi. Gösteride kimler yer alsa iyi…
Fenerbahçeli avukatlar, İşçi Partililer ve bir avuç azınlık. Bir hafta
sonra ne oluyor. Yine bir grup Sarı-Lacivertli taraftar. Hedef yine
federasyon. Bu kez Futbol Federasyonu’na yönelen grup, polis engeli ile
karşılaşıyor. Uzak mesafeden atılan fişeklerle federasyon binasının
camları kırılıyor… Olan bitenler sadece yürüyüşle sınırlı kalmıyor.
Fenerbahçe yöneticilerinin ‘Lig’den çekiliriz’ gibi sert ifadeleri yer
alıyor.
Sormak istiyorum; Fenerbahçe gibi büyük bir camiayı temsil
eden şahıslar bunları söylerken, o camiayı yıpratmak için bahane bulmaya
çalışan ve tetikte bekleyenler ne yapmaz ki?…Yürüyüş de yapar,
federasyonun camlarını da indirir. Çünkü; onlara göre bahane hazır;
“Sözde Fenerbahçe menfaatleri…”
Peki, yaşananlara bakıldığında
koca camianın menfaatleri kollama gibi bir konu söz konusu mu? Ben
şahsen göremiyorum. Anladığım, kişisel menfaat ve rantlar uğruna
camianın yıpratılması….
Fenerbahçe-Gençlerbirliği maçının hakemi Cüneyt Çakır, verdiği penaltı kararları ile dikkatleri üzerine topladı. Penaltı için çalınan düdükler de adaletten uzak olarak dillendiriliyor! Benim asıl üzerinde durmak istediğim konu , futbolumuz bahane edilerek oluşturulmaya çalışılan kaos… Yine sormak istiyorum; Fenerbahçe-Gençlerbirliği maçının sonucu ev sahibi ekibin lehine sonuçlanmasaydı ne olurdu?.. Kimler kinini kusmak, şiddete çevirmek için nasıl örgütlenir, nerelerde taşkınlık çıkarırlardı?…
Takım Sivas’ta maça çıkıyor ve tribünlerdeki kötü tezahüratla birlikte ceza alıyor, cezasını Kadıköy’de çekiyor! Şimdi soruyorum; “Takımlarının ceza almasına sebep veren bir avuç gruba gerçek Fenerbahçeli diyebilir misiniz!..” Araştırın, Sivas’ta takımlarının ceza almasına neden olan fanatiklerin, bir hafta sonra federasyona yürüyen grupla benzerliği var mı, yok mu? Olimpiyat Stadı’nda Beşiktaş’ın aldığı ceza ve karşılığı hafızalardaki yerini koruyor!…
Diğer dikkat çekmek istediğim konu; Trabzonspor, 2010-11 Şampiyonluk Kupası için yürüyor. Peki, şampiyonluk kovalayan Galatasaray veya Beşiktaşlı taraftarlar, Cüneyt Çakır’ın penaltılarını bahane gösterip hak arıyoruz diye sokaklara dökülürse ne olacak?.. Bu şimdi hak aramak mı olacak, yoksa spor bahanesi ile spor kulüplerini kirli emellere alet etmek mi?.. Sosyal medyadaki örgütlenmelere ise hiç girmiyorum. Onlar sanırım ilgili makamların takibindedir!…
Evet, yakın bir gelecekte yerel seçimler için sandık başına gidilecek… Her türlü provokasyon ve karalamaya rağmen AKP, CHP’ye karşı açık ara önde. Halkın sağduyusunu yansıtan bu tabloyu sabote etmeye çalışanların hazımsızlığı ise devam ediyor. Paralel yapının gazetelerindeki 17 Aralık süreciyle bugüne devam eden kin-nefret yüklü karalamalar sürüyor. Yaptıkları saldırılar öyle bir hal aldı ki, spor yazarlarını dahi kötü emellerine alet ettiler…
Hedefte kim var dersiniz; Bildiniz, her zamanki gibi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hükümeti üzerinden çağ atlayan Türkiye… Gazetelerinde birinci sayfaya taşıdıkları olay ne? Kasım ayında yapılan Fenerbahçe Kongre’sinde Bilal Erdoğan’ın kullanacağı bir oy hakkında! Bildiniz, bu da sözde kaset dinleme hadisesine takılmış. Tıpkı diğer dinlemeler gibi!… Amaç ne?..Sözde, taraftarın gözünde Başbakan’ı yıpratmak….
Bugünkü yazımızı, kendisi-vakıf üyeleri-hatta çaycısının dahi dinlemeye takıldığı Mustafa İslamoğlu’nun Cuma hutbesinde değindiği ‘nükteli’ sözüyle tamamlayalım; “…Beni dinleyeceklerine, Allah’ı dinleseydiler daha iyi olurdu.
*****
Twitter-Facebook: ahmetgulumseyen





