Trabzonspor, UEFA Avrupa Liginde bir üst tura çıktı. İlk maçın 4-2lik skor avantajı ile Derry City karşına çıkan Bordo-Mavili ekip, ikinci maçta da oyun disiplinini ön planda tuttu. Deplasmanda oynamasına rağmen, rakibi karşısında 90 dakika direnç gösterdi ve bunun karşılığını da turu geçerek aldı.
Avrupa arenasında özlenen bu tur, Trabzon için çok anlamlıydı. Turun önemi, Teknik Direktör Mustafa Reşit Akçayın maç sonu Artık korkularımızı yendik manasını taşıyan açıklamalarından daha iyi anlaşılıyordu.
Trabzonsporun bir üst turdaki rakibi Belarustan Dinamo Minsk oldu. Rakiplere bakıldığında, üstesinden kolay gelinebilecek dişe dokunur türden. Futbol literatürde Rakibin gücü kadar, sizin performansınız da önemli diye, kazanım adına söylenmiş ve gözardı edilemeyecek bir söz vardır. Tıpkı, F.Bahçenin PSV Eindhoven ile oynadığı hazırlık maçında olduğu gibi, Derry City karşısında Trabzonu izlerken bu gerçekler bariz bir şekilde kendini gösterdi…
İlk maçın onbiriyle sahaya çıkan Trabzon, Derry City karşısında istikrar ve güven veren bir takım görüntüsünden uzaktı. Maçtaki ilk golü kaydeden taraf olmasının devamında rakibin oyun disiplininden kopması, karşılaşmanın kontrolünün temsilcimizin eline geçmesine neden oldu. Olcanın çalışkanlığı, Henriquenin tamamıyla bireysellikle örtüşen golleri skor ve turu da berberinde getirdi.
Bu maçla ilgili merak edilen, yeni transfer ve altyapıdan A takıma kazandırılan oyuncuların forma şansı bulduklarında ortaya koyacakları performanstı. Maçın ikinci yarısında oynama şansı bulan Aykut Demir ve Abdülkadir Özdemir, bu şansı iyi değerlendirdiler. Genç oyuncu Özdemir, takımın 3. golüne imza atarak, kendisine güvenen hocasını mahcup etmemekle kalmadı, gelecekte Trabzona büyük katkı sağlayacağının önemli mesajlarını verdi.
Sporda şiddete geçit yok
F.Bahçe-G.Saray Süper Kupa finali 11 Ağustosta Kayseride yapılacak. Karşılaşma Süper Ligin 2013-14 sezonu öncesi iki takım açısında önemli/ciddi bir sınav. Diğer hassas konu ise adı derbi olunca, maçın oynanacağı Kadir Has Stadında alınacak güvenlik önlemleri.
Şimdiden konuşulan 2 bin polis, bin özel güvenlik görevlisi olmak üzere toplam 3 bin kişi. Bu rakamlar bize neyin ilk işareti; Futbol, dolaysıyla fanatizm şov başlıyor. Evet, karamsar bir tablo değil, gerçeklerin ta kendisi; Futbolumuz=Fanatizm…
Peki, tedbir amaçlı ne yapılıyor/yapılacak? Şiddete karşı çıkarılan ve harfiyen uygulamada olan 6222 sayılı kanunu daha etkin hale getirmek için Spor Savcıları görevlerine başlıyor. Gençlik ve Spor Bakanı Sayın Suat Kılıça göre de spordaki şiddet daha aza indirilerek spor zevki sürdürülecek. Tabii ki, çok anlamlı, tıpkı doping için söylenen ve uygulamada sıfır tolerans manasına gelen bir söylem.
Bir de dikkate alınması gereken gerçekler var Maçlar başlamadan önce ortada herhangi bir takımın mücadelesi yokken ne var; kulüp başkanlarının birbirlerine karşı, hem de milyonların takip ettiği kulüp internet siteleri üzerinden sözlü sataşma. Bu hususta, Sayın Spor Bakanı Kılıçın da kafasında elbette bir plan vardır. Onları ihmal etmeden uygulamaya sokturması yarar sağlar. Bu hususa da Özerk yapı, biz müdahale edemeyiz gibi bahanelerle başlayan açıklamalar yapılırsa, şiddeti çözmeye değil, çözümsüzlüğe katkı sağlanmış olunur.
Yıldızlar geçti, biz seyrettik
Atletico Madrid, Uruguay Milli Takımının stoper mevkiinde 18 yaşındaki oyuncusu Jose Maria Giminezi renklerine bağladı haberini okuduğumda, şaşırma yerine düşünceye kapıldım.
Futbolun gelecekteki yıldız oyuncularının ülkemizde gerçekleşen FIFA U-20 Dünya Kupasında ön plana çıkan Jose Maria Giminez, Madridli teknik ekibin önce kıskacına düştü, sonrasında ise 5 yıllık imzayı attı. Genç futbolcunun Adeta rüyada gibiyim sözleri, transferin haşiyetini gösteriyor.
Bu tür gelişmeler yaşanırken, futbolumuzu yönetenler, sanırım, şike, kupa, yabancı sayısı gibi konuları yüksek sesle düşünürlerken, takımlarımızın menajerleri de yabancı oyuncu konusunda Avrupayı turluyorlardı. Kaçan balık misalini insan düşünmüyor değil… Turnuvanın filmi bir daha geri sarılmayacağına göre, Organizasyon bazında takdir alan Türkiye, futbolcu kazanımı açısından sınıfta kaldı diyebilir miyiz? Ne dersiniz…





