Bizler bilgilerimizle düşünür, duygularımızla yaşarız. Duygularımız, zanlarımızla üstlendiğimiz hislerimizdir. Bize acı veren yaşadıklarımız değil, o olaya verdiğimiz anlamdır. Verdiğimiz algıyla bir duygu yükleniriz. Eğer Rahman’a kulak verip zandan kaçınırsak, birbirimizin gizlilerini, sakladıklarımızı, modern tabir ile özellerimizi araştırmazsak yaşadığımız her ne ise zamanla hayra dönüşüne şahit oluruz.
İyi insan olmamız duygusal zekamızı geliştirmemizle mümkündür. Zeka, kavrama anlama yeteneğidir. Farkındalığımız zekamızla oluşur. Okul başarımızı, kariyerimizi mantıksal zekamıza borçluyuz. Lakin hayat başarımızı farkındalığımızı hayata geçiren duygusal zekamızdır. Araba benzin, ilişkiler duygu yakar. Hayat başarımız kurduğumuz ilişkilerimizledir.
Bizi insan yapan duygularımıza yatırım yapmamızdır. Duyularımız davranışlarımızı, davranışlarımız da alışkanlıklarımızı oluşturur. O halde öncelik vereceğimiz ilk husus, içimizden geçirdiğimiz sözlerimiz, zanlarımız, niyetlerimizdir. Sağlıklı düşünce yapımız sağlam duygularımızla elde edilir. Sağlam duygular da sağlığımızı bize armağan eder.
İçimizde sakladığımız hislerimizi doğru bir zamanda, doğru bir üslupla ifade edemediğimiz zaman mide, baş, bel, kalp, kas vs. ağrısı yaşarız. Bu durum kronikleşirse depresyon, şizofren gibi bir çok psikolojik rahatsızlıkların oluşmasına da sebep olabiliriz.
Korku, öfke, üzüntü, tiksinti, mutluluk, umut, sevinç ve kabul edilme ana duygulardır. Rahatsız olmamıza sebep olan duygularımızın muhakkak bir anlamı, bir nedeni olmalıdır. Aniden bir duygu oluşmaz. Muhakkak bir şeye hizmet ediyordur.
Duygularımız, çoğunlukla geçmişte yaşadığımız, unutmadığımız, af etmediğimiz acılarımızın tekrarı ve gelecek kaygısı olarak karşımıza çıkar. Halbuki geçmiş geride kalmış, gelecek de henüz gelmemiştir. Önemli olan anda kalıp, anı en güzel duygularla beslemektir.
İç dünyamızdan geçirdiğimiz düşüncelerimiz yani niyetlerimiz, haklı olmak değil mutlu olmak üzere olursa mutlu olabiliriz. Zira Allah Resulü niyetlerin yani iç düşüncelerin amellerden önce geldiğini dile getirmiştir. Hayatta yaşadığımız her şey niyetimizi kararlı bir şekilde yapmamızladır. Bildiğimiz bir gerçek ise şartlarına uyup, kuralları gereği yaşayanın, ne istediğini bilenin istediğinin verildiği bir dünyada olduğumuzdur.
O zaman bizler iç dünyamızdaki niyetlerimizi söylemlerimize geçirmeli, akabinde eylem halinde istikametle devam etmeliyiz. Devamlı tekrar eden eylemler zamanla bizde alışkanlık haline gelip, karakterimizin belirgin özelliği haline gelecektir.
Duygularımızı en güzel ve en kolay ifade şeklimiz dokunmakladır. İnsanlığımız dokunmakla başlar. Dünyaya gelen bebeğin en etkin duygusu dokunmaktır. Görme, duyma, tatma zamanla artar. Güven duygumuz dokunmakla oluşur. Rahman, kendisine güvenip doğru hareket edenlerin yüreğine güven duygusunu vereceğini vaat etmiştir. Buda sanırım bizim en çok ihtiyacımız olan duygudur.
Yüreğimizde olan güven duygumuz bizi dokunmaya itmelidir. Hayata dokunanlar kendine ve insanlara karşı güvenini yitirmeyenlerdir. Şu da bir gerçektir ki, birbirine dokunan çiftler mutlu çiftlerdir. Hayat ailede başlar. Ailemizde bir birimize dokunamazsak dışarda kime dokunabiliriz ki?
Dokunmak mutlu olmamızın birinci basamağıdır. Gönlüne, yüreğine, bedenine, duygularına dokunamadığımızı kaybetmek çok uzak bir ihtimal değildir. Zira bizim dokunmadığımız sevdiklerimize iyi ya da kötü niyetle dokunanlar çok olacaktır.
Hasılı kelam; ihanet ettiğimiz yer dokunmak ise oradan kurşunu yeriz…
Ves-Selam
Aile Danışmanı: Asiye Türkan





