Hukuk dilinde cezayı kim keser; hakimler mi, savcılar mı, yargıçlar mı? Bilmem. Bunu hukukçulara sormak gerek. Peki, futbolda bu işlemi kim yapar? Tartışmasız akla gelen ilk isim UEFA. Fenerbahçe, Beşiktaş’ın şike konusunda aldığı cezalarda bunu gördük… Bitmeyen ceza tufanından şimdide Eskişehir ve Sivasspor da üzerine düşeni aldı(!) Bu sezon elde ettikleri lig sıralamasına göre Avrupa’ya katılma hakkı elde etti. Aması ise ‘şike’ davasından sicili bozuk ekipler, Edirne’den öteye geçemeyecekler.
UEFA adeta trafik polisi gibi. Edirne’den öteye geçmenin arifesinde takımlarımız Sivas spor ile Eskişehirspor’a verdiği ceza ile her iki ekip bir anda Avrupa arenasının dışında kaldı…
Peki, bu saatten sonra ağlama, çırpınma, öfkenin kime ne yararı var? Hiç kimseye. Çünkü, geçmişte bunun örneklerini yaşadık. Fenerbahçe’nin şampiyon olması, hatta Beşiktaş’ın ligi ilk sırada bitirmesi, Avrupa maçları için bir mana ifade etmedi! Ne dedi UEFA yetkilileri; ‘Sizin yarım kalan hesabınızı biz tamamlıyoruz.’
Şimdi soruyorum? Madem Ligin sonucunu ‘biz’, Avrupa maçlarına katılacak isimleri ‘başkaları’ belirleyecek ise çözüm konusunda oturup ‘adam’ gibi bu işlere kafa yormak gerekmez mi! Türkiye Futbol Federasyonu’nun ‘şike’ konusunda sınıfta kaldığı kesin. İşin özü ve özeti; “TFF, 2011 Temmuz ayında başlayan şike davasının ceza konusunda kendi ‘göbeğini kesme’ cesareti gösteremeyince, bugüne kadar gelinmesine adeta ‘katkı’ sağladı” dersek, sanırım abartmış olmayız.
CEZADA BASININ PAYI NE?
Şimdi ne söylemek gerekiyor! Bazen gazetecilik ilkesini ‘taraftarlıkla’ bağdaştıranlar, mesleğin etik değerlerini ayaklar altına alınmasına neden oluyor. Çünkü çark şimdi öyle işliyor. Bakınız gazetelerinde spor yazarlığı altında yazı yazanlara. Önceleri ‘spor’ dendiği zaman bir çok branşın haber-derlenmesi akla geliyor(du). Sonra bu tanım ‘futbol’ kimliğine büründü. Daha sonra (günümüzde) ise takım yazarlığı-haberciliği olarak yerini aldı.
Bir takımı takip eden muhabir-yazar, haber alma-koparma adına kulüp yöneticileri ile samimi bağ oluşturduğunda yapılan iş bir anda etik değerden çıkıp kişisel menfaate dönüşüyor. Devamı ise malum; bizim takım rakipsiz, bizim ekip en dürüst v.s. Yanlışlar nereye; ‘Rafa’ (!) Sonuç; herkes kendine göre haklı. Peki, haksız kim? TFF kendine göre ‘tarafsızlık’ ilkesini çiğnemem anlayışı ile hareket edince.. O zaman devreye UEFA giriyor. Tıpkı içinde yer aldığımız ‘şike’ süreci gibi… Sonrası malum; ‘Kes cezayı’.
TFF ÜZERİNE DÜŞENİ YAPMALI
Futbol Federasyonu’nun
olaylara suskun-sessiz kalması şike sürecinin doğru işlememesine etken
oluyor. Takımlarımız sezon boyunca akıttığı terin karşılığını almak,
Avrupa maçları oynamak için hazır hale gelince UEFA’dan şok bir açıklama
geliyor; Oynayamazsınız. İşin garibi ne biliyor musunuz; tüm bu
gelişmelere rağmen Türkiye Futbol Federasyonu’ndan ‘çıt’ yok. Peki, bu
takımlarımızın bağlı bulunduğu kurum neresi? Bu sessizlik sanki,
UEFA’nın almış ve uygulamaya koyduğu karar konusunda ‘haklılığın’ bir
karşılığı olarak yorumlanabiliyor.
Sahi o kadar yazıp, çizdik ama
halen ‘kim haklı, kim haksız?’ sorusunu cevaplayamadık.‘Şahıslar
üzerinden takımlara-camialara verilen cezalar verilmeli mi, verilmemeli
mi?’ sorusu karşılık bulmadı. Bu konuda ilerlememiz de zor gibi
görünüyor. Nedeni mi? 3 Temmuz 2011 tarihinden itibaren başlayan süreçte
‘şike’ konusunda onlarca klasör, yüzlerce dosya mevcut. Onların tamamı
hakkında bilgili sahibi olmak ve uygulanması gereken ‘hususlar’ konusu
tam bir‘uzmanlık’ isteyen durum haline geldi. Siz, eğer suçlu olanı
ortaya çıkarıp zamanında cezalandırmazsanız, belirsizliğin önüne
geçemezsiniz. Tuttuğumuz takım ne olursa olsun ‘şike’süreci bize almamız
gereken önemli ‘dersler’ verdi, vesselam.
Twitter_facebook: ahmetgulumseyen





