|
|
||||||||
![]() |
![]() Seri İlan
![]() Program Arşivi
![]() Foto Galeri
İzlenme: 2695
![]() İzlenme: 1413
![]() İzlenme: 5194
![]() İzlenme: 3306
![]() İstanbul Hava Durumu
![]() |
|||||||
![]() |
||||||||
| 31 Ocak 2012, Salı 21:46
![]() İnsan topluluklarını, bu toplulukların yaşayışlarını, birbirleriyle ilişkilerini, kültür ve medeniyetlerini, yer ve zaman göstererek, sebep-sonuç ilişkisine dayalı olarak anlatan bilim dalı ya da “insanlığın ortak mirası nedir? ’’ diye soracak olsam; herkesin aklına tarih cevabı geliverir.
Tarih, insanın hafızasında yaşayan anılara benzer. Geçmişini bilmeyen hatırlamayan insan, ne bugünü yaşayabilir ne de geleceğe dair planlar yapabilir. Tarihini bilmeyen bir millettin durumu bu insandan farksızdır.
Doğu ve Batı arasında bir dünya devleti olan Devlet-i Ali Osmani’nin altı yüzyıl süren siyasi geçmişi, toplumsal, ekonomik ve kültürel yapısı Türk Milleti’nin hafızasında yer alan en unutulmaz anıdır. Anadolu da filizlenen küçük bir tohum iken Rumeli başta olmak üzere; Asya, Avrupa ve Afrika’ ya kök salmış bir çınardır Osmanlı.
Çınar ağacının Türk toplumu ve Osmanlı Devleti için apayrı bir değeri vardır. Çınar ağacı ile kabak hikayesini bilmem hatırlar mısınız?
Bir çınar ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe kabak çınar ağacına sarılarak yükselmeye başlamış.
Yağmurların ve güneşin etkisiyle hızla büyümüş ve neredeyse çınar ağacıyla aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş çınara;
- Sen bu hale ne kadar ayda geldin?
Çınar cevap vermiş;
- Seksen iki yılda,
- Seksen iki yılda mı? diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak, - Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak! - Doğru, demiş çınar. Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgarları başladığında kabak önce üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle çınara;
- Neler oluyor bana ağaç?
- Ölüyorsun, demiş çınar. - Niçin? Demiş panikle kabak. - Benim seksen iki yılda geldiğim yere sen iki ayda gelmeye çalıştığın için. Çınar ihtişamlı ve uzun ömürlü bir ağaçtır. Bu haliyle maziyi istikbale bağlar, insanlara sabırla yaşamayı öğretir. Beraber yaşamanın ve birbirine yararlı olmanın zevkinin verir. Osmanlı devleti de ulu bir çınar görünümünde, ihtişamlı ve uzun ömürlü bir devlettir. Bu çınar kökleriyle mazinin derinliklerine inerek oradan aldığı güçle dallarıyla geleceği kucaklamıştır. Bu çınar, onlarca millete birlikte yaşamanın ve onlara yaptığı hayırlı hizmetlerin verdiği zevk ve heyecan ile yaşadı asırlarca.
Devlet-i Ali Osmanî’nin bizlere en kıymetli armağanıdır İstanbul. O İstanbul ki nice şairlere, yazarlara ilham vermiş, Napoleon ona olan hayranlığını ‘’Eğer dünya tek bir devletten ibaret olsaydı, başkenti İstanbul olurdu.’’ cümlesi ile ne güzel ifade etmiş. Bilindiği gibi dünyada Londra diye bir köy yokken İstanbul gibi bir şehir vardı. Tarihte İstanbul’u kuşatmayan devletleri saymak kuşatanları saymaktan daha kolaydır herhalde. II. Mehmet ‘’Ya ben İstanbul’u alırım ya da İstanbul beni… ‘’ haykırışı ile Osmanlı’ya muhteşem bir başkenti kendisine ise ‘’fatih’’ unvanını kazandırmıştır. Ulubatlı Hasan’ın üç hilali İstanbul surlarında dalgalandırılması karanlık ortaçağı sonlandırmış, yeni bir çağın müjdecisi olmuştur.
Her tarih gibi Osmanlı tarihi de bir zaferler ve yenilgiler tarihidir. Ama daha çok birer kahramanlık tablosu olan zafer sahneleri kendini gösterir. Her Osmanlı zaferi, mazideki medeniyetimizin bir işaret taşıdır. 27 Ağustos 1526 günü Osmanlı Mohaç’ta şanlı bir zafere daha hazırlanıyordu. Vak´a-Nüvisler, bu olayı en kısa zamanda kazanılan meydan savaşı olarak tarihe not düştü. Osmanlı akıncıları zaferden zafere koşarken sadece kılıç sallamıyordu. Ardına çil çil kubbeler serperek ilerleyen fetih orduları, gittikleri yerlere medeniyet de götürüyorlardı.
Çağdaş dünyamızda en ideal bir yönetim biçimi telakki edilen demokrasi, farklı anlayış, kültür ve yapılara müsamaha ve tahammül gösteren, örgütlenme hakkı veren bir sistem olarak görülmektedir.
Hoşgörü demokrasinin temel bir unsurudur. Zira hoşgörünün olmadığı yerde demokrasilerden söz etmek mümkün değildir.
Osmanlı yönetim anlayışı çağdaş demokrasilerin temel bir esas olarak belirlediği hoşgörü, özgürlük, eşitlik ve adalet sınırlarını zorlayacak bir yönetim anlayışına sahiptir. Bu anlayış salt Osmanlı yönetim geleneğinin bir ürünüdür.
Osmanlı Devleti gerek din, gerek etnik açıdan mozaik bir yapıya sahiptir. Osmanlılar fethettikleri topraklarda yaşayan farklı dinlere mensup insanların İslâm dinine girmeleri yönünde baskı uygulama bir tarafa bu insanların inanç ve vicdan hürriyetlerini koruma altına almıştır. Üstelik birinin diğerine baskısına da izin vermemiştir. II. Mahmut’un 1837 yılında yaptığı bir konuşma Osmanlı sultanlarının gayr-ı Müslim topluluklara bakışlarını ve takındıkları hoşgörülü tavrı yansıtan iyi bir örnektir;
“Siz Rumlar, siz Ermeniler ve siz Yahudiler hepiniz Müslümanlar gibi Allah’ın kulu ve benim tebaa’msınız. Dinleriniz başka başkadır. Fakat hepiniz devlet kanunlarının ve irade-i şahanemin himayesindesiniz.
Size tarh edilen vergileri ödeyin. Bunların kullanılacakları maksatlar sizin emniyetiniz ve refahınızdır”.
Günümüzde sınırlar ortadan kalmış, milli duygular gün geçtikçe önem kaybetmiş insanlar aynı kültürü yaşayan, aynı lisanı konuşan bir hale gelmiştir. Küreselleşme olgusu milli değerlerin kaybolmasına zemin hazırlamıştır. Toplumlar farklılaştırılarak bütünleştirilmeye çalışılmıştır. Emperyalist devletler güçlerini dengede tutabilmek için küreselleşme silahını kendi lehlerine kullanmaktan kaçınmamışlardır.
Biz gençlerin bu emperyalizm silahının hedefinden kurtulması atalarımızdan miras kalan bu şanlı tarihe sahip çıkmakla mümkün olacaktır. Tarihini unutmuş ve ders çıkarmamış bir millet hata yapmaya mahkumdur.
“Tarih, okuyana kendi gözünün görme derecesine göre yol gösteren bir kılavuzdur ” - J J Rousseau
Üstat Mehmet Akif Ersoy bir dörtlüğünde bu temayı ne güzel işlemiş;
Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey! Beş bin senelik kıssa, yarım hisse mi verdi? “Tarih”i “tekerrür” diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi? Son olarak bizim tarihimiz iyi bir ibret bakmasını bilene… A. ZOROĞLU Bu haber 961 kez okunmuştur.
|
![]() Üye Girişi
![]() ![]() Röportaj
![]() ![]() Yazarlar
![]() ![]() ![]() Video
![]() Sisteme Kayıtlı Günün Ayeti Bulunmamaktadır.
Kaynak Yok |
|||||||